
Yıl 1974 Rize de okuyorum. Boş zamanlarımızı arkadaşlarla özellikle
batıya doğru gezerek geçiriyoruz. Batı, çünkü arkadaşlar da bizim oralı, kimse
birbirine söylemiyor ama ilerdeki tepeden köyümüzü görebileceğimizi sanarak
tepeye doğru ilerliyoruz. Tepeye geldiğimizde. Hayal kırıklığı Bir tepe daha
çıkıyor karşımıza. Göremiyoruz tabi ama yine de her defasında o tarafa doğru
gidiyoruz.
Küçük yaşta ayrılmış olmamızdan mı bilmem hep özlem duydum köye. Her fırsatta gittim, Her fırsatta gidiyorum, Her fırsatta gideceğim
Bir gün Kara dereli Gil in Harun köye gelmiş anlatıyor. Arkadaş, bize bu sene
Sarım saklı da 15 gün tatil çıktı. Gidip iki gün kaldık. Yedik, içtik, yüzdük.
Bir sabah eşime: -Çantaları hazırla köye gidiyoruz, dedim. Köye geldik. Çöten
yandan bir çuval fındığı solumadan eve çıkardım. Öyle rahat ettim ki anlatamam..
demişti.
Haklıydı Harun. Vatanın sevilmesi için güzel olması, topraklarının verimli
olması ya da kolay ulaşılır olması değil, dinlediğin hikâyelerin, efsanelerin
olması, oralarda anılarının olması, sevdiklerinin, seninle aynı kültürü paylaşan
insanların, hayallerin olması, atalarının mezarının olması gerekiyor. Daha
doğrusu oraya özlem duyman gerekiyor. Bütün bunlar içinde vatandan uzak olman
gerekiyor. Göç etmen gerekiyor.
Biz Türklerin kaderi midir, nedir ömrümüz göçle geçiyor. Yaylaya göç, köye
göç, okula göç, gurbete göç göç, göç, göç.
Ta ki
Horasan dan çıktık yola. Kültürümüzü, kimliğimizi korumak için. Geleceğimizi
başka yerlerde aramak, neslimizi devam ettirmek için.
Çöllerde yok olmamak için kuzeyi takip ederek Erzurum yaylalarına geldik. Yeni
konakladığımız yere Horasan ın adını koyduk. Arkadan gelenler çoğaldıkça daha
batıya ve güneye dağıldık. Geçtiğimiz, konakladığımız yerlere vatanımızdaki yer
adlarını vere vere.
Yaylalardan mı indik Şadı ya, batıdan mı geldik? Çepni miyiz yoksa Şadıllı mı?
Bilinmez ama ikisinden biri olduğumuz kesin. Zaten Çepnileri biliyoruz. Biz
Şadıllı olduğumuzu varsayarak kısaca Şadılıların kim olduğuna bakalım.
Qədim
türk boylarından olan şadılı tayfalarından bəhs
edən
tarixi qaynaqlar həm
məkan,
həm
də
zaman baxımından olduqca genişdir. Belə
ki, ilk dəfə
şumer mətnində
şad sözü, Asur və
Urartu qaynağında gördüyümüz şad, şadılı sözləri
məkan
baxımından Urmu gölü hövzəsi
və
İrəvan
mahalına aiddirsə,
sonrakı tarixi mənbələrdə
şad sözünə
Orxon abidələrində
və
Çin qaynaqlarında rast gəlmək
olur (1)
Bugünkü Türkçeye çevirdiğimizde:
Kadim Türk boylarından
olan Şadıllılardan bahseden tarihi kaynaklar hem mekân, hem de zaman bakımından
oldukça geniştir. Şöyle ki, ilk defa Şad sözü, Asur ve Urartu kaynaklarında
gördüğümüz Şad, Şadılı sözleri mekân bakımından Urmu gölü havzası ve İrevan
(İran) bölgesinde, sonraki tarihi dönemlerde Şad sözüne Orhon Anıtlarında ve Çin
kaynaklarında rast gelinmektedir (2)
Şadıllılar, Hazar Denizi' nin güney doğusundan, Horasan Bölgesinden
gelmişlerdir. Şadıllı Kavimi Arap istilalarından dolayı Horasan bölgesinden göç
eden Güney-Türk (Oğuz) Boylarındandır. Dilleri Güney Türkçesi olan Hallaçça
ve Horasan Türkçesidir. Şad Olan Şad Olmuş anlamına gelir. Horasan da
Müslümanlığı kabul etmelerine rağmen, ya da kabul etmiş göründüklerinden dolayı
kendi gelenek, görenek ve inançlarını muhafaza edenlerden olan bu Aşiret,
yaşadıkları topraklar üzerinde can ve mal güvenliğinin kalmaması üzerine;
tarihte kendilerinden daha önce Horasan ı terk eden diğer kavimler gibi onlarda
13. ile 14. Yüzyıl arası batıya doğru göçe koyulmuşlardır. (2)
Görülüyor ki Şadılı da olsak ,Çepni da olsak Türküz ve Türk olduğumuzdan
hiç birimizin kuşkusu da bir sıkıntısı da yok.
NEYSE.
Önce Harşit,Kanyaş derken Pirali Gıranından Şadı ya. Tabi adı Şadı ise.
Nedense hep yükseğe çıkmak istedik, daha yükseğe... Biz geldiğimizde adı Şadı
olmasada burada yerleşim vardı ve burada insanlar yaşıyordu. Öyle olmalıydı.
Çünkü, doğuyu ve güneyi Karadeniz e bağlayan en kısa güvenli ve stratejik öneme
sahip olan Harşit Vadisinde özellikle Harşit,Şadı ve Kürtün ün yerleşime kapalı
olması düşünülemez. Ancak köyümüzde bu yerleşim bazı mahallelerle sınırlı
olabilir. Şahsi görüşüm bu yerlerin Köse Deresi, Sona Kıranı yani eski
mahalleleri birbirine bağlayan patika yoldan altı olabilir.
Tabi o zamanlarda buralar şimdiki gibi dik yamaçlar değildir. Rahmetli Sebetçi
Kızı ninem €œBir sel oldu, Yarıvet teki gürgenler dimdik Fırışlık la bizim
mahallenin arasından geçti. €œ Derdi. Bu ifade, ağaçların suyun yüzünde dik
geçtiği anlamında anlaşılmamalı. Dağlar bütün olarak kayıp gitmiş. Bu seller
önceleri daha şiddetli olmalı ki Şadı güneyi de düzken şimdi bu halde.
Şadı ya geldik, demiştim. Patika yoldan üstündeki ormanı kırıp kendimize yer
açmaya başladık.Açtığımız yerler bazen kapandı .Yeniden açtık. Kimi savaşlarda
öldü insanlarımızın. Kimi karnını doyurmak için göç etti..O zaman dan bu tarafa
köyden ayrılanların kurduğu nice Şadılar oldu..Tabi gidenler kadar olmasa da
arkadan hep gelenler oldu.Hepsi kaynaştı, dost oldu. Akraba oldu ve dahası
Şadılı oldu. Bundan sonrada gelen olur mu bilinmez ama gidecek fazla kimse
kalmadı artık.....
Geride kalanlar çalışmaya biraz daha yukarılara çıkmaya, Ormandan yer açmaya
devam etti. Ta ki bizim kuşağa kadar.(Burada birazda kendime pay çıkarayım)
Yıl 1976 veya 77 olabilir. Ilazgilin İsmail, Mustafa ve ben DepeYatak ta
kışlamızı genişletmek için gürgenlerin altındaki orman güllerini kırıp yakarken
akşam olduğunun farkına varamadık. Zekiye Bibi m Teknedaştaki duzlaktan
çağırıyor.Yakuuuuup, İsmaiiiiiiiil, Mısdavaaaaa... Mahallede akşam olmuştu. Oysa
bizim yanımızdan bakıldığında güneşin batmasına çok vardı. Çünkü biz köyün
tepesindeydik. Köydeki hareket alanımız o kadar genişti işte. Bizim o günkü
açmamız köyümüzün son genişleme hamlesi oldu herhalde.
Sonraları ne oluyor demeye kalmadı. Sanki bir tufan oldu ve millet
hayvanlarını satıp gurbete gitmeye başladı. Osmanlının güçsüz düştüğü
zamanlarda toprak kaybettiği gibi Şadı da son genişlediği yerden aşağıya doğru
daralmaya, küçülmeye başladı. O kadar ki bugün Teknetaş, Dağkol, Taşbaşı
hattından üstüne girilemiyor artık. Bilmiyorum bu durum böyle devam eder mi?
Böyle devam ederse köy daralmaya, küçülmeye devam edecek. Belki de araba
yolundan üstü ormana kalacak.
Yukarıda da belirttiğim gibi Şadı adını verdiğimiz köyümüz yüzyıllarca göç almış
ve göç vermiştir.Ama giden göçler Şadıyı beğenmediklerinden değil, Savaşlardan,
nüfusun kalabalıklaşmasından ve Şadının insanları besleyememesinden
kaynaklanmıştır. Çünkü Şadı hiç kimseyi zengin etmemiş, hatta doyurmamıştır.
Bu
göç olgusu halen devam etmekte ve işin kötü tarafı gidenler geri dönmemektedir.
Bu dönmemenin sebebi insanlarımızın gittikleri yerlerde küçük Şadılar
oluşturmasıdır. Ama ben inanıyorum ki onlar Şadı ya gelmezseler de Şadı yı
özlüyorlar. Benim özlediğim gibi. Şadı yı hiç görmeyenlerde özlüyor. Benim
Horasan ı, Hazar ı bilmediğim halde özlediğim gibi.
Bu
gün artık özlediğimiz veya özleyeceğimizi düşündüğümüz Şadı yok. Şadı yalnız.
Şadı kaderine terk edilmiş. Şadının patika yollarında kemençe eşliğinde gelinçiler dizi dizi gitmiyor artık. Şadının Çocukları Taş başında top
oynamıyor. Çobanları Ören de, Koca Gürgen de kaval çalmıyor, Ormanlarından balta
sesi gelmiyor. Değirmenleri güldür güldür mısır öğütmüyor. Bahçelerinde kuzular
meleşmiyor. Çayırlarından tırpan dişeyenlerin çekiç sesleri gelmiyor.
Şadı üzgün, Şadı karamsar, Şadı terkedilmiş. Şadı hata yaptığının, Şadı
kimseyi doyuramadığının farkında. Dahası, Şadı son bir hamleyle kirleneceğini,
yok olacağını bile bile karnını yüzlerce yerinden deldirerek içindeki madenleri
çıkarmaya çalışıyor. Belki bizi döner diye.
Ne
dersiniz bence dönelim
Yakup
PİR- yakuppir28@hotmail.com
Kaynaklar:
(1)-
http://history.azerall.info
(2)- s.alcinkaya@freesurf.ch