Radyo  |  Chat

 

Giriş sayfam olsun

 

 
 
   

RADYO İSTEK SAYFASI

Radyoyu radyo sitemizde üst player olarak dinlemek için Tıklayın

Winamp ile dinle

Bilgisayarınızda Winamp Yoksa Buradan indirin

 
 
ÇATALAĞAÇ KISA MENÜ
ZİYARETÇİ DEFTERİ
ADRES DEFTERİ
TÜRKÜ ve ŞARKI DEFTERİ
ŞİİR DEFTERİ
ÇATALAĞAÇ VİDEOLAR SİTESİ
RESİM GALERİSİ
SİTE TEMSİLCİLERİMİZ
BİLGİ EDİTÖRLERİMİZ
SPOR HABERLERİ 
GİRESUN HABERLERİ 
YÖRESEL KELİMELER SÖZLÜĞÜ 
DOĞANKENT, DOĞANKENT HABERLERİ 

Site içi arama motoru

 
 
 
 
   TARİHÇE
   COĞRAFİ YAPI
   EKONOMİK
   İDARİ DURUM
   SOSYAL YAPI
   EĞİTİM SAĞLIK
   NÜFUS
   KÜLTÜR
   SANAT
   EĞLENCE
   YAPILAR
   HİKAYELER
   MASALLAR
   SÖZLÜK
   TEKERLEME
   BİLMECELER 
   KELİMELER
   ATA SÖZÜ
   DERNEĞİMİZ
   KOOPERATİF
   GÖÇLER
   SOYAĞACI
   ÇALIŞANLAR
   MAHALLELER
   YAYLALAR
   MEKANLAR
   EMEKLİLER
   ŞİİR DEFTERİ
   ADRES DEFTERİ
   TÜRKÜLER
   ŞARKILAR
   YEMEKLER
   ERKEK İSİMLERİ
   BAYAN İSİMLERİ
   İLETİŞİM 
   DOST SİTELER
   BİLGİ GÖNDER

 
Anasayfa > Köşe Yazısı >

Mazinin Derinliklerinden Gurbetin Derinliklerine Doğru
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MAZİNİN DERİNLİKLERİNDEN GURBETİN DERİNLİKLERİNE DOĞU

 

Doğup büyüdüğümüz, koşup oynadığımız, çocukluk yıllarımızın geçtiği Dumanlı Sisli karlı dağların altından gurbet ve sefalet yollarına dökülen kar yağışları altında, Gurbete doğru giden yollara yolcu olmuş, Güneşli düz ovalara gürültülü şehirlere gurbete gelmişiz, sıkıntılı hayat mücadelesi içinde saçlarımız beyazlamış aklaşmış, kimimiz görev icabı kimimiz ekonomik sebeplerden dolayı köyümüzden ayrılmış her birimiz bir başka yere doğru parça parça toz olmuş gurbetin derinliklerine doğru dağılmış gitmişiz.

Eğer geçmişimizi bugünümüzle mukayese edersek önünüzde iki farklı yaşam, iki farklı dünya olduğunu görürüz. Geçmişe de biraz merakımız varsa hayatı 1980 öncesi ve sonrası diye ikiye ayırarak değerlendiririz. Geçmişi irdeledikçe altından neler çıkmaz ki, hele birde gurbetteysek buna özlem ve hasret duygularını da katar, Başlarsınız anlatmaya; Birinci dünya savaşı doğuda ve kara denizde insanların yerlerini yurtlarını terk etmelerine ve değişik yerlere göç etmelerine sebep olmuş, seferberlikten önce ve seferberlikte göç edip gidenler göç ettikleri yerlere yerleşik hayat kuranlarda, kendilerini ana yurt baba ocakları ile bağlantılı görmemiş ve bir daha geri dönüp ziyaret bile etmemişler, çocuklarına da geçmişleri ile ilgili bir şey anlatmamış olmalılar ki onlarda ata yurtlarını baba ocaklarını gittikleri yer olarak bilmiş ve gelip ziyaret bile etmemişlerdir. Oysaki köye seferberlikte başka yerlerden göç gelenler, geldikleri yerler ile bağlantılarını kesmemiş, halağa geldikleri yerleri ziyaret eden köylülerimiz vardır.

Birinci dünya savaşı ile 1965 yılları arasında Askerlik, öğrencilik ve memurluk hayatı dışında gurbet hayatı hemen hemen hiç olmamış bu yılların gurbetçileri, tasıldar gilin Dr. Mustafa, Öğretmenler, Nomangilin Necip, Akifgilin İsmet ve Mehmet, Hocagilin Durmuş ve Mustafa ile Tasıldargilin Recep Kemal, Gülhanım gilin Kemal, İmamgilin Ali izlemiş ve sonraki yıllara doğru bunları takip eden diğer öğretmenlerimizin ve Memurlarımızın gurbet hayatı başlamış görevleri icabı yurdun çeşitli yerlerinde görev yapmışlar, yapmaya devam etmektedirler.

Birinci dünya savaşını müteakip yıllar ile 1981 yılları arasında her hanenin koyunu ve sığırı vardır, bağ ve bahçelerinden gerekli yiyeceklerini temin ederler, hayvancılık ve tarıma dayalı köy yaşamı hüküm sürerlerdi. Fındık o yıllarda da vardı ama şimdiki gibi rağbet görmezdi. Şen şakrak insan ve çocuk sesleri ile koyun kuzu, inek ve dana sesleri birbirine karışır giderdi. Köyde eski adı ile göç yeni adı ile gurbet hayatı 1965 yıllarında başlamış, bunu daha sonraki yıllara doğru öğretmenler, Almancılar ve 1981 sonrası bugünkü kuşak nesil izlemiş izleye gelmiştir.

Evet; Eskiden yokmuş bu gurbet, Köyün memurlar dışındaki ilk sivil çalışmaya giden gurbetçisi 1965 yılında babam olmuş, Askerde iken İstanbul a akrabalarına gelip gidermiş, terhis olduktan sonra Memduh ve Rahmetli Necati bey tarafından Istanbula gelmesi ve işe girmesi sağlanmış, Böylelikle köyün ilk gurbetçisi olmuş; Bunu müteakip sonraki yıllara doğru, lazoğu Muharrem İskenderun a. Tasıldar gilin Mehmet Erzurum a Nomangilin Mehmet, Hacıgilin Mustafa ve Sabri İstanbul a giderek gurbet hayatını başlatmışlar, Bunları gurbetin dehada uzağı na Almanya ya giderek, Calaco Hasan, Ahmet Ali, Gandaz Hüseyin, Gamber Osman, Ala göz Mustafa, Bekdaş gilin Cemil ve Ali, Dudu gilin Mustafa ve Ali, Nomano Mustafa Cemal ve Durmuş, Galayço Halil Almanya ya, Osmanoğu Mehmet, Fransa ya, giderek izlemişlerdir.

Hani birçoğumuzun hatırladığı o buram buran vatan kokan Almaya türküleri söylenmeye başlamış O yıllarda, uzak diyarların gurbetini o gubetcileden dinlemişseniz eğer o gurbet yolculuklarının, gurbet hayatlarının, eş, çocuk. Ana ve baba hasretleri ile çalışma ve dil zorluklarının ne kadar zor ve meşaggatli olduğunu da bilirsinizdir. Başlamışlardır. Anlatmaya 24 saat kara yolculuğundan sonra birkaç gün önceden İstanbul ve oradan gidilecek güne uçak bileti almaktan, hava alanına kadarda kendilerine refakat edip onları uçağa binene kadar bekleyen, izine gelişlerinde önceden mektupla haber edip hava alanına ineceği zamanı bildirip, hava alanında belirtilen saatte onları almak için bekleyen mutlaka bir yakınları olduğunu ve oradan tekrar kara yolu ile memlekete gidişlerini dinlemişsinizdir. Eskiden böyle değildi diye başlarlar ve devam ederler nerde telefon. Banka bilenmi var O yıllarda iletişim mektuplarla sağlanır, paralar köye posta aracılığıyla gönderilirdi der devam eder giderlerdi anlatmaya. İşte Bunların hiç biri köyle olan bağlantılarını kesmemişler her yıl düzenli olarak gelip giderler geçmişin derinliklerindeki çocukluk, delikanlılık, gençlik yıllarındaki tarla kazmalarını çobanlıklarını ve ustalıklarını, ana ve babaları ile geçmişlerini hatırlarlar ve gurbetin derinliklerinde yaşamanın vermiş olduğu alışkanlıklarına doğru döner giderler.

Gurbeti gidilip yurt tutulan yer olarak değil, çalışıp sılaya dönülen yer olarak düşünmüşüz hep, ama günümüzde gidilip dönülmez, yurt tutulan yer olarak kabul edilir olmuş, halağa yerleşik hayata geçememiş, semt semt, mahalle mahalle, il il veya ilçe ilçe gerek iş gerekse ekonomik sebeplerden dolayı dolaşmaya devam edip, gurbette gurbeti yaşamaya devam ede gelmişiz. Borçlu harçlı, kimi zaman taksit, kira, bakkal borcunu, çocuğa mama ve süt alacak parasız olduğumuz zamanlar olmuş. sıkıntılı acı tatlı gün ve gecelerimizde gurbete gelişimize perişan sefil halimize ağladığımız zamanlarımız olmuş, sıkıntılı zamanlarımızda kapısını çalacağımız bir akrabamız olmamış.hastanelerde bütün şehrin ağırlıkları omuzlarımıza yük gibi binmiş,hastane kapısından girecek bir tanıdığın   ve yakınımızın her an gireceği   ümidi ile çaresiz duygu yüklü hüzünlü zamanlarımız olmuştur.Hayatın çaresizliği bizleri ezmiş , rüzgarının önünde savurup nerelere vurmamış ki ?işte çekilen bu çilelerin adı tecrübe ve olgunlaşma olmuş, sokaklarda ve semtlerde, Ekonomik şartlar bizi yıldırmış,Artık köye bile ancak yılda bir veya iki yılda bir defa,Hasret,özlem duygularını gidermek,geçmiş anılarımızı tazelemek amacı ile gidilen yer gözü ile bakar olmuşuz.

Bir çoğumuz eşimizi okuduğumuz okulda, çalıştığımız işyerinde veya yeni ikametgahımızda tanıyıp evlenmişiz.Buda köyle olan irtibatımıza pozitif bir katkı sağlamamış aksine negatif etki etmiştir.nasıl mı derseniz ?Hemen hemen her yıl gidilip ziyaret edilebilen köy artık iki   üç yılda bir gidilen yer ,gelmiştik uğradık veya gideceğiz de acele ediyoruz, dan Den Da olup çıkıvermiş. Örf adet ve kültür farklılıkları hep bizleri ezmiş değişik dünyalara götürmüştür. Oysa ne şehirli olabilmişiz nede köylü. Bizler iki kültür arasına sıkışıp kalmışız, buna birde diğer etkenleri koyduğunuz zaman sanki çevrenizden kopuk yaşıyor gibi olmuş çıkmışızdır.

Her gün evimizden çıkıp işimize giderken her adımda bir köylümüze bir akrabamıza rastlasak bile eğer kendimizden sonraki kuşaksa tanıyamaz olmuşuz, aynı sokakta aynı cadde ve mahallede oturanlar bile artık birbirlerini tanımaz hale gelmiş ve tanımamaktadırlar. Etrafınıza baktığınızda etrafınızın da sizin gibi olduğunu görürsünüz, onlarında aslında sizden farkları yoktur. Bir akrabanıza bir komşu köyden tanıdığınıza veya çoktandır görmediğiniz bir okul arkadaşınızla karşılaştığınızda, gözlerinizin içindeki sevinç ışığını bilemezsiniz, ayaküstü sohbetinizi gururla anlatır onun size verdiği mutlulukla bir süre kendinizi teselli edersiniz. Size duygulu anlarınızda birileri bir şeyler sorarsa derin bir iç çeker aman boş ver be abi yoksulluk ve sıkıntılarımızla gururlu yaşam mücadelesi vermeye devam eden gurbet garipleriyiz der gidersiniz yolunuza.

1981 lere gelindiğinde artık köyde kimse kalmamış, Önce İstanbul da küçük köye, oradan da Beykoz, çubuklu, bağcılar, Ümraniye, Güzelyalı sonra Bursa da Bağlar başı, Emek, Mudanya ya, Ankara ve Eskişehir e gitmiş oralarda gurbeti yaşamaya devam etmektedirler. Burada bunların ve yurdun dört bir yanında görev yapan memurların isimlerini de tek tek yazmaya ise gerek olmadığını düşünüyorum. Bu kadar dağınık olmak elbette beraberinde birtakım sıkınıları getirmiş, yeniler gitmeye gitmeye köyü ve akrabalarını da unutmuş tanımaz veya tanıyamaz hale gelmiştir. Her ne kadar herkesin köyle bağlantısı olsa bile hepsi çalışan kesim olduğundan izinlerini aynı aya denk getirip, otgöçü veya şimdiki adı ile yayla şenliklerinde hep bir arada olma şansını bile bulamamaktadırlar.

Kim bilir ne umutlarla çıktık şadudan gurbete, Köyden hüzünlü ve gözyaşları arasında uğurlamalardan sonra, yağ bir dumanlı ve yağmurlu havanın, yağda aydınlık bir günün sabahında Yürüyerek Ellerimizde bir Çanta Sırtımızda bir yatak şadı altına, oradan kamyonlarla harşıda, oradan da minibüslerle Tirebolu ya indik. Hepimiz gurbet yolculuğuna böle çıktık, Tirebolu dan biletler alınır çanta ve yatak bagaja konulur ve yolculuklar başlardı 1981 öncesi yolcu otobüs şirketleri şimdiki gibi çok yoktu.1981 sonra sı yolcu sayısına paralel otobüs şirketleride çoğaldı, ilk gurbete çıkışımızı ve ilk yolculumuzu unutmamışızdır. Hafızalarımızda bir anı olarak durmaktadır. Kimimiz gurbete kardeşimizin, Emmimizin, dayımızın. Bacı ve kardeşlerimizin yani bir akrabamızın yanına gelmişiz gurbete. Yolculuğumuz boyunca dinlenme tesislerinde otobüsler durur, bir anons Tesislerine hoş geldiniz kaptanınız yarım saat ihtiyaç ve yemek molası veya çay molası vermiştir çaylar şirketimizin ikramıdır Afiyet olsun der mola bitiminde, filanca istikametten filanca istikamete Diye anonslar yapılırdı. Mola süresinin bitiminde aynı anons tekrar ederdi. Otobüsümüzü bulamayız düşüncesi ile yerlerimizden çoğu zaman kalkmadan yolculuklar yaptığımız olurdu. Gurbet yolculuğuna çıkmadan ve çıktıdan sonra gideceğimiz yere kadar içimizde hep bir heyecan, bir sevinç, bir umut ve birazda korku ile çıktık bu zalim gurbete, gurbetin ne olduğunu, bizleri nelerin beklediğini bilmeden. Hep güzeli daha güzeli arama uğuna çıktık gurbete. ama bizi bukadar dağıtıp yıpratacağını, bukadar hırpalayıp yoracağını, Akraba, eş dost arkadaş çevresinin dışında, yeni bir çevre, yeni bir dünya, yeni bir hayat ve bu hayatın bize neleri ikram edeceğini tahmin bile edemeden bu duygulu, hüzünlü, sonu ve dönüşü olmayan uzun yolculuğa çıktık.

Hayatın neresindeyiz? Beklentilerimizin hangisini aldık? Bizden neler aldı? Bizlere neler verdi? Biraz düşünün ve çocuklarınıza kendi çocukluğunuzdan bahsedin, size verecekleri cevabı merakmı ediyorsunuz? Nerden okudun bunları hangi kitap da yazıyor bunlar olacaktır.

Memlekete çıkınca çocukluk yıllarını düşüp kalkıp oynadığınız yerlere götüreceksiniz onları, ot güllük adam boyu, yiğidin adam boyunu aşmış, çimenlik düz yerlerde yaykın ağaçlarının üç adam kalınlığına erişmiş ve her tarafı orman kaplamış olduğunu göreceksiniz, çocuğunuz çıtı pıtı adımlarla yürüyerek burasımı baba veya anne bahsettiğiniz yerler diyecektir. O gürültülü bir şehir hayatından ıssız bir dağ başına çıkmıştır çünkü dudak bükecek ve buralarda nasıl yaşadınız diyecektir. Ama sizin gözünde oralar halağa o eski yılları, oralarda geçen çocukluk anıları ve anılarla dolu geçen O neşeli çığlık sesleri yankı yapar gibi olacak kulaklarınızda ve dalıp dalıp gideceksiniz. Dağlarda sadece durmadan yılmadan adeta yalnızlığa isyan edercesine öten guguk kuşunun sesinden başka ıssızlığın derinliklerinde yatan geçmişinizi hatırlayacaksınız Sanki geçmişinize ağlarcasına duygulanır, duygular boğazınıza düğümlenir ve gözleriniz dolar yaşlar tomurcuklanarak akar ve yanaklarınızı bir sıcaklığın sardığını fark edersiniz. Ağlarsınız ama neden ağladığınızın siz bile farkında değilsinizdir. Birden akı verir gözünüzden yaşlar. Kimler geldi kimler geçti, nereden nereye nehale gelmiş buralar dersiniz içinizden. sürü sürü koyunlar, keçiler, inekler ve çobanların sesini arasınız, bir dağdan bir dağaya ıslıkla fiyoov falancı çağırmalarınızı, Artık tekme zerden alandan ve dere gözünden düdük sesleri gelmez daha, meleşmez koyunlar kuzular, inek ve danalar, gariptir sivri tepesi, givre, batak, çayır, arpalık, hocalu, kel taş, avut yaması, tekme zer, porsuk taşı, göl deresi, gırpuk, ayı taşı, sulu düz, molla hasan tarlası, dere gözü, köprü dere, koca kışla, akak başı, delmece, gariptir dağlar, gariptir yollar, gariptir de işte siz ona ağladığınızı bilmezsiniz. Çocuğunuzun size baktığını ve ağladığını fark edersiniz oda siz ağladığınız için ağladığını söyler ve üzdümse özür dilerim baba veya anne der. Kopamazsınız oralardan duygularınız kabarır çünkü her ağacın, her taşın altında, her düzün üzerinde ve her suyun başında çocukluk anılarınız vardır. Güneş dönmüş, köyü yukarı geçmiş siz günü akşam etmişsinizdir. Dönüp bir daha geri bakarsınız dağlara doğru ve çocuklarınızı alır evin yolunu tutasınız.

Planlar yaparsınız işte yarın kabristanlıklara, öbür günde yaylaya gideriz dersiniz. Eğer derin derede iseniz önce garalı gıranı kabristanlığına, Yağlı armut, Fırışlık, Sona gıranı, Mugayitgil yanı ve Orta köydeyseniz önce orta köy güni kabristanlığına gidersiniz. Her iki mezarlık dada köyün asıl sahipleri ve yılmaz bekçileri tanıdık akraba dede ve nineleriniz vardır. Gelip de onları ziyaret etmeden, bir fatiha okumadan dönemez siniz. Mezarlıkları dolaşırken bunca yıl içinde kimlerim vefa at etmiş olduğunu göreceksiniz. Gudo gilyandan, yağlı armuda kadar çok insanın vefat etmiş olduğunu mezarlıkların daha da büyüdüğünü görecek siniz. İşte bu falancı şu filancı Şunlar şunlar gibi devam edecek fatihalar okuyarak kabristanlıklardaki ziyaret leriniz. Çokları ile acı ve tatlı anılarınızın olduğundan bahsedeceksiniz çocuklarınıza onlarda mezar taşlarındaki isimlerden sorular soracaklar sizlerde cevaplar vereceksiniz. Ağlamaklı ağlamaklı kabristanlıkta yatanların birçoğunun sesini konuşmasını söylediği sözleri hatırlayacak sınız. Odun keserken, cablama yonarken, talla bellerken, tohum kazarken, çayır biçerken Daru döşürürken veya fındık toplarken karşılıklı çağrışmaları ve türkü söylemeleri, derdi Demişti diye hatırlayacak ve kabristanlıktan fatihalarla ayrılacaksınız.  

Eskiden yaylaya gidişleri hatırlar, yaylaya yaya gitmek istersiniz. Özlemişsinizdir yayla yollarını. Balının suyunu, kırk öreni, gürgen tepesini, gölcüvezi, pirinçlik suyunu, yeni yolu, çeğelli oluğu, mavişin döşemesini ve çamur alanı yolculuklarını o dağların gümbür gümbür ettiği yılları hayal edersiniz. Oluk ayağından çıkarsınız depelana, bakarsınız orta oba viran, eski oba garip, durmuş bekliyor sizi. Şurası falancının ev yeri, şurası falancının ev yeri sıralar sıralar gidersiniz. Orta obada iseniz konak kıranına ve pur başına, eski obada iseniz ıstigama gızlca başına çıkar, yüzün koyun yatar, karşı dağların güzelliklerini seyre dalar dalar gidersiniz. Karşınıza sıra dağlar üzerine kurulmuş pek seçilemeyen köyleri görür şurası falanca köy, şurası falanca köy diye sıralar gidersiniz hele birde o dağların üzerine duman inmişse hiçbir şeyi görememenin üzüntüsünü yaşarsınız. Artık o çimenler üzerinde çekirge selerinden başka ses duyamazsınız. Çekirgeler den ürken, ürkek adımlarla yürüyen çocuğunuz vardır yanınızda. Ona dağların güzelliklerini anlatısınız. Eski oba altına belene inersiniz. Karşınızda ağaç başı yaylası orada sıralanmış obaları görürüsünüz. Ağaç başından gor sesleri gelmez daha dağların ıssızlığına doru bakar bakar durusunuz ve sağınıza orta obayı alır bakarsınız, Oba yeri, Ekin tarlaları, sık fiillik, Sazaklık, önünüzde Yakubon vurulduğu taş, Yesirin puru ve Yaykınnu yalak, solunuzda çilekli burun çingırık, gara orman, Alaca inek, kelelü, gelmez oralardan koyun melemeleri, gelmez oralardan çoban ıslıkları, çan kelek sesleri yoktur daha ve Yağmurlu havalarda Gavraz ın kenarına ateş yakıp yüzdüğünüz arkadaşlarınızın sesleri çınlar kulaklarınızda, elinizde girebi ve mıh la taşların üzerine adınızı yazdığınız arkadaşlarınızın hiçbiri yoktur oralarda. Meleşmezler koyun ile kuzular, sessizliği arasıra geçen araba sesleri bozar. Her tarafın tel örgü ile çevrili olduğunu ve fidan lama yapıldığını görürsünüz. Obalarda açmış o güzelim ayeser (itkeseri), Saravu çiçeklerinin rengarenk açmış olduğunu görürsünüz.

Çatak çayırda ya da Masur da iseniz bakacağa, sırgannu tepeye, depe çayıra, kurban tepesine çıkar dağların güzelliğini seyredersiniz. Çatak çayırda hacı osmanın kahvesini ve o güzel çayını arar, löküz ışığı altında oyun oynayanları ve tomruk arabalarının arkasına asıldığınız günleri hatırlarsınız, çatak çayırda gazan gölünün, masurda masur obuzunun önünü taş ve çimenlerle göl yapıp yüzdüğünüz, döt tekerlekli arabalar yapıp yarış ettiğiniz, harmacuğa, gavraza tomruk yüklemeye gittiğiniz günleri ve depelana, hali beye top oynama gittiğiniz günleri hatırlarsınız. Karşınızda bonyurt, yemişen, çeğel ve alınca başı durur yalnızlığın derinliklerine gömülmüş, kulaklarınızda sanki bir ses ananız, nineniz, hala, teze ve ablanızın sesini duyar gibi olursunuz o sessizliğin derinliklerinde, geçmişine ağlayan o garip dağlara baktıkça neleri hayalinizde canlanmış görüp, gözünüzün önünden geçirmezsiniz ki? Köy düğünlerini o muhteşem kemençesi ile Mugayit oğlu Mustafayı, Osmanoğu Mehmeti, Çaylamayı otgöçü ve düğünlerde oyun oynayan bize göre o eski insanları, goyuna hey eden Dudu Kocamanını, Talibi, Mescit oğlu Halil i, lazo kocamanını, Bilal ı, Mican ı ve hatırlayamadığınız daha nicelerini

O bayramları bayram günlerindeki muhteşem çala oynaya ata yıka köyü dolaşıp mezarlık ziyaretlerini ve Otgöçlerini hatırlarsınız. Bir başka olurdu o zaman otgöçü köylerde der anlatmaya devam edersiniz. Derindere, Ortaköy, Fırışlık ve Sona gıranı Şadu altında toplanır. Kemençeler eşliğinde çala, çağıra ve oynaya oynaya yaylaya çıkılırdı. depe alanda yaylada olanlar otgöçü nün geleceğini önceden haber alır, konak gıranına gelir köy yollarından gelen silah, türkü ve hey seslerini dinlerledir. Çünkü aynı gün diğer çevre köylerde otgöçü yaparlardı. Köy oluk ayağına gelir ve oradan ikiye ayrılırdı, orta oba ve eski oba beraber obalarıda sabahlara kadar çalar oynar, çatakçayır ve masur obalarıda obalarda sabahlara kadar çalar oynar eğlenir cuma günü sabahı masurda birleşilir çala oynaya güvende ye gidilirdi. şadulular çok güzel horan oynarlardı, çala oynaya ata yıka cirit meydanından güvende ye girerler şadunun otgöçü geliyor diyen herkes şaduluları izlemeye gelirdi. otgöçü bizim oralarda bir gelenek olmuş günümüze kadar devam edgelmiş, ama adı yayla şenlikleri olarak değişmiştir. Artık şadunun o şaşalı otgöçü leride yoktur. Çevre köylerinki de. o dağlarda artık ıssız viran yerler olup çıkmış, yalnızlığa terk edilmişler gibi sanki geleceğimizden haberi varda bizleri bekliyorlarmış gibi ıssızlıklar diyarı, deresi, ormanı ve çimeniyle inadına yeşil inadına güzelliklerle dolu cennet ten bir parça gibi açmış koynunu bizleri bekliyor.

Döner yanınızda bulunan çocuğunuza sorarsınız nasıl bul dunuz yayları? Diye, sadece harika der ve seneye yine geliriz değimli? Baba, anne derler. Size bu cevabın vermiş olduğu mutlulukla Sayılı gün tez geçermiş dersiniz. İzniniz dolmak üzeredir ve yavaş yavaş dönme hazırlıklarınız başlar artık. Yaylanın soğuk sularında Gana gana içerek döner bakarsınız yaylada dağlara doğru ama vedalaşmazsınız, seneye inşallah der sanki sözleşirsiniz. Bir kamyonun bakacında yolunuz örümcek ormanlarından geçer. O eşsiz güzellik deki çam ağaçlarına bakar bakar gidersiniz. Yolunuzun üzerinde bir ağaç görürsünüz üzerinde bir yazı ve anıt mezar gibi dimdik ayaktadır. O tarihi ağacı iner bakarsınız ve düşünürsünüz kim bilir kimleri gördü neler gelip geçti bu yollardan o hep gelip geçenleri gördü de gelip gidenler onu taki dünyanın en yaşlı ağacı olduğu üzerine yazılana kadar fark etmediler. O orman içi toprak yollarda geçerek asfalt yola inersiniz. Ormandaki yol gibi dir eskiden şimdi indiğiniz asfalt yol. Bunca yıl nelerin değişmiş olduğunu bir kez daha düşünürsünüz. Derede suların azaldığını, yol boyunca tünellerin yapılmış olduğunu görürüsünüz.

Gurbette geçen Koca bir yılın yorgunluğunu atmaya gittiğiniz o baba ocağı ana kucağı köylerinizde mazinin derinliklerinde geçmişin izlerini hatırlamanıza. Kimi zaman hüzünlenip ağlamanıza kimi zamanda sevinç çığlıkları atmanıza sebep olmuştur. Dönmek istemezsiniz kopamazsınız oralardan ama dönmek zorundasınızdır. Çıkarsınız köyünüzden, ilk gurbete çıktığınız günkü gibi sevinç ve heyecan duymazsınız, dönersiniz gurbetin derinliklerine doğu ama şimdi tek olarak değil eşiniz ve çocuklarınızla berabersinizdir. Vedalaşırsınız ağlayarak ve konuşamazsınız dudaklarınız titrer boğazınıza düğümlenir duygularınız. Gözlerinizde yaş el sallarsınız dağlara doğu anılarınıza ve hatıralarınıza, herkes kendi geçmişinin derinliklerinde yatan hatıralarına ağlamaktadır aslında, yağ bir dumanlı ve yağmurlu havanın, yağda aydınlık bir günün sabahında tekrar yola düşer. Geride bıraktıklarınıza ağlayarak döner gurbetin derinliklerine doğru dağılır gidersiniz.

halilguvendi@hotmail.com  

Halil GÜVENDİ

Gaziosmanpaşa İstanbul

 

 

     

Etiketler (Tags)

Catalagac Koyu l catalagac l catalagaclilar l Giresun Tarihi l Gorele l Derindere Mahallesi l Dogankent l Harsit Haber l Dogankent Haber l Giresun haberleri l Doymus Koyu l Dogankent Kaymakamligi l Sait Ucar l Huseyin Bicak l Ali Alim l Dogankent Resimleri l Dogankent Muftulugu l Dogankent ilkogretim l Toplist l Guvenlik Koyu l Dogankent Belediyesi l Merkez Mahallesi l Tahmaz Muzik l Piroglu iletisim l Tekin Gida l Koy sitesi scripti l Yoresel Kelimeler Sozlugu l

Sihli koyu l Dogankentliler l  Aslancik l Tirebolu Belediyesi l Giresun Valiligi l Tarihi l Topal Osman l Dogankent Forum  l

 

Çatalağaç ve Çatalağaç Köyü görüş ve önerileriniz

Sitemizde  ziyaretçi online

 Sitemizi iyi çözünürlükte dolaşmak için Flash Player 9'u indirerek bilgisayarınıza kurunuz.

Copyright © 2007 - 2008 SERDAR GÜVENDİ
Sitemiz ve Radyomuz Noter Tastiklidir. - Site Sahibi ve Editörü: Seyit GÜVENDİ

Giresun İli Doğankent İlçesi Çatalağaç Köyü Tanıtım Sitesi

 

Merkez Mah. Belediye Sok. Doğankent / GİRESUN Tel: 0543 874 65 61

Mail/Msn: catalagaclilar@hotmail.com


Ontube l Harşıt Vadisi l Program indir l Toplist l İzlesene l Ödev indir l
 

 

eXTReMe Tracker