
MAZİNİN DERİNLİKLERİNDEN
GURBETİN DERİNLİKLERİNE DOĞU
Doğup büyüdüğümüz, koşup oynadığımız, çocukluk
yıllarımızın geçtiği Dumanlı Sisli karlı dağların altından gurbet ve sefalet
yollarına dökülen kar yağışları altında, Gurbete doğru giden yollara yolcu
olmuş, Güneşli düz ovalara gürültülü şehirlere gurbete gelmişiz, sıkıntılı hayat
mücadelesi içinde saçlarımız beyazlamış aklaşmış, kimimiz görev icabı kimimiz
ekonomik sebeplerden dolayı köyümüzden ayrılmış her birimiz bir başka yere doğru
parça parça toz olmuş gurbetin derinliklerine doğru dağılmış gitmişiz.
Eğer geçmişimizi bugünümüzle
mukayese edersek önünüzde iki farklı yaşam, iki farklı dünya olduğunu görürüz.
Geçmişe de biraz merakımız varsa hayatı 1980 öncesi ve sonrası diye ikiye
ayırarak değerlendiririz. Geçmişi irdeledikçe altından neler çıkmaz ki, hele
birde gurbetteysek buna özlem ve hasret duygularını da katar, Başlarsınız
anlatmaya; Birinci dünya savaşı doğuda ve kara denizde insanların yerlerini
yurtlarını terk etmelerine ve değişik yerlere göç etmelerine sebep olmuş,
seferberlikten önce ve seferberlikte göç edip gidenler göç ettikleri yerlere
yerleşik hayat kuranlarda, kendilerini ana yurt baba ocakları ile bağlantılı
görmemiş ve bir daha geri dönüp ziyaret bile etmemişler, çocuklarına da
geçmişleri ile ilgili bir şey anlatmamış olmalılar ki onlarda ata yurtlarını
baba ocaklarını gittikleri yer olarak bilmiş ve gelip ziyaret bile
etmemişlerdir. Oysaki köye seferberlikte başka yerlerden göç gelenler,
geldikleri yerler ile bağlantılarını kesmemiş, halağa geldikleri yerleri ziyaret
eden köylülerimiz vardır.
Birinci dünya savaşı ile 1965
yılları arasında Askerlik, öğrencilik ve memurluk hayatı dışında gurbet hayatı
hemen hemen hiç olmamış bu yılların gurbetçileri, tasıldar gilin Dr. Mustafa,
Öğretmenler, Nomangilin Necip, Akifgilin İsmet ve Mehmet, Hocagilin Durmuş ve
Mustafa ile Tasıldargilin Recep Kemal, Gülhanım gilin Kemal, İmamgilin Ali
izlemiş ve sonraki yıllara doğru bunları takip eden diğer öğretmenlerimizin ve
Memurlarımızın gurbet hayatı başlamış görevleri icabı yurdun çeşitli yerlerinde
görev yapmışlar, yapmaya devam etmektedirler.
Birinci dünya savaşını
müteakip yıllar ile 1981 yılları arasında her hanenin koyunu ve sığırı vardır,
bağ ve bahçelerinden gerekli yiyeceklerini temin ederler, hayvancılık ve tarıma
dayalı köy yaşamı hüküm sürerlerdi. Fındık o yıllarda da vardı ama şimdiki gibi
rağbet görmezdi. Şen şakrak insan ve çocuk sesleri ile koyun kuzu, inek ve dana
sesleri birbirine karışır giderdi. Köyde eski adı ile göç yeni adı ile gurbet
hayatı 1965 yıllarında başlamış, bunu daha sonraki yıllara doğru öğretmenler,
Almancılar ve 1981 sonrası bugünkü kuşak nesil izlemiş izleye gelmiştir.
Evet; Eskiden yokmuş bu
gurbet, Köyün memurlar dışındaki ilk sivil çalışmaya giden gurbetçisi 1965
yılında babam olmuş, Askerde iken İstanbul a akrabalarına gelip gidermiş, terhis
olduktan sonra Memduh ve Rahmetli Necati bey tarafından Istanbula gelmesi ve işe
girmesi sağlanmış, Böylelikle köyün ilk gurbetçisi olmuş; Bunu müteakip sonraki
yıllara doğru, lazoğu Muharrem İskenderun a. Tasıldar gilin Mehmet Erzurum a
Nomangilin Mehmet, Hacıgilin Mustafa ve Sabri İstanbul a giderek gurbet hayatını
başlatmışlar, Bunları gurbetin dehada uzağı na Almanya ya giderek, Calaco Hasan,
Ahmet Ali, Gandaz Hüseyin, Gamber Osman, Ala göz Mustafa, Bekdaş gilin Cemil ve
Ali, Dudu gilin Mustafa ve Ali, Nomano Mustafa Cemal ve Durmuş, Galayço Halil
Almanya ya, Osmanoğu Mehmet, Fransa ya, giderek izlemişlerdir.
Hani birçoğumuzun hatırladığı
o buram buran vatan kokan Almaya türküleri söylenmeye başlamış O yıllarda, uzak
diyarların gurbetini o gubetcileden dinlemişseniz eğer o gurbet yolculuklarının,
gurbet hayatlarının, eş, çocuk. Ana ve baba hasretleri ile çalışma ve dil
zorluklarının ne kadar zor ve meşaggatli olduğunu da bilirsinizdir.
Başlamışlardır. Anlatmaya 24 saat kara yolculuğundan sonra birkaç gün önceden
İstanbul ve oradan gidilecek güne uçak bileti almaktan, hava alanına kadarda
kendilerine refakat edip onları uçağa binene kadar bekleyen, izine gelişlerinde
önceden mektupla haber edip hava alanına ineceği zamanı bildirip, hava alanında
belirtilen saatte onları almak için bekleyen mutlaka bir yakınları olduğunu ve
oradan tekrar kara yolu ile memlekete gidişlerini dinlemişsinizdir. Eskiden
böyle değildi diye başlarlar ve devam ederler nerde telefon. Banka bilenmi var O
yıllarda iletişim mektuplarla sağlanır, paralar köye posta aracılığıyla
gönderilirdi der devam eder giderlerdi anlatmaya. İşte Bunların hiç biri köyle
olan bağlantılarını kesmemişler her yıl düzenli olarak gelip giderler geçmişin
derinliklerindeki çocukluk, delikanlılık, gençlik yıllarındaki tarla kazmalarını
çobanlıklarını ve ustalıklarını, ana ve babaları ile geçmişlerini hatırlarlar ve
gurbetin derinliklerinde yaşamanın vermiş olduğu alışkanlıklarına doğru döner
giderler.
Gurbeti gidilip yurt tutulan
yer olarak değil, çalışıp sılaya dönülen yer olarak düşünmüşüz hep, ama
günümüzde gidilip dönülmez, yurt tutulan yer olarak kabul edilir olmuş, halağa
yerleşik hayata geçememiş, semt semt, mahalle mahalle, il il veya ilçe ilçe
gerek iş gerekse ekonomik sebeplerden dolayı dolaşmaya devam edip, gurbette
gurbeti yaşamaya devam ede gelmişiz. Borçlu harçlı, kimi zaman taksit, kira,
bakkal borcunu, çocuğa mama ve süt alacak parasız olduğumuz zamanlar olmuş.
sıkıntılı acı tatlı gün ve gecelerimizde gurbete gelişimize perişan sefil
halimize ağladığımız zamanlarımız olmuş, sıkıntılı zamanlarımızda kapısını
çalacağımız bir akrabamız olmamış.hastanelerde bütün şehrin ağırlıkları
omuzlarımıza yük gibi binmiş,hastane kapısından girecek bir tanıdığın ve
yakınımızın her an gireceği ümidi ile çaresiz duygu yüklü hüzünlü zamanlarımız
olmuştur.Hayatın çaresizliği bizleri ezmiş , rüzgarının önünde savurup nerelere
vurmamış ki ?işte çekilen bu çilelerin adı tecrübe ve olgunlaşma olmuş,
sokaklarda ve semtlerde, Ekonomik şartlar bizi yıldırmış,Artık köye bile ancak
yılda bir veya iki yılda bir defa,Hasret,özlem duygularını gidermek,geçmiş
anılarımızı tazelemek amacı ile gidilen yer gözü ile bakar olmuşuz.
Bir çoğumuz eşimizi okuduğumuz
okulda, çalıştığımız işyerinde veya yeni ikametgahımızda tanıyıp evlenmişiz.Buda
köyle olan irtibatımıza pozitif bir katkı sağlamamış aksine negatif etki
etmiştir.nasıl mı derseniz ?Hemen hemen her yıl gidilip ziyaret edilebilen köy
artık iki üç yılda bir gidilen yer ,gelmiştik uğradık veya gideceğiz de acele
ediyoruz, dan Den Da olup çıkıvermiş. Örf adet ve kültür farklılıkları hep
bizleri ezmiş değişik dünyalara götürmüştür. Oysa ne şehirli olabilmişiz nede
köylü. Bizler iki kültür arasına sıkışıp kalmışız, buna birde diğer etkenleri
koyduğunuz zaman sanki çevrenizden kopuk yaşıyor gibi olmuş çıkmışızdır.
Her gün evimizden çıkıp
işimize giderken her adımda bir köylümüze bir akrabamıza rastlasak bile eğer
kendimizden sonraki kuşaksa tanıyamaz olmuşuz, aynı sokakta aynı cadde ve
mahallede oturanlar bile artık birbirlerini tanımaz hale gelmiş ve
tanımamaktadırlar. Etrafınıza baktığınızda etrafınızın da sizin gibi olduğunu
görürsünüz, onlarında aslında sizden farkları yoktur. Bir akrabanıza bir komşu
köyden tanıdığınıza veya çoktandır görmediğiniz bir okul arkadaşınızla
karşılaştığınızda, gözlerinizin içindeki sevinç ışığını bilemezsiniz, ayaküstü
sohbetinizi gururla anlatır onun size verdiği mutlulukla bir süre kendinizi
teselli edersiniz. Size duygulu anlarınızda birileri bir şeyler sorarsa derin
bir iç çeker aman boş ver be abi yoksulluk ve sıkıntılarımızla gururlu yaşam
mücadelesi vermeye devam eden gurbet garipleriyiz der gidersiniz yolunuza.
1981 lere gelindiğinde artık
köyde kimse kalmamış, Önce İstanbul da küçük köye, oradan da Beykoz, çubuklu,
bağcılar, Ümraniye, Güzelyalı sonra Bursa da Bağlar başı, Emek, Mudanya ya,
Ankara ve Eskişehir e gitmiş oralarda gurbeti yaşamaya devam etmektedirler.
Burada bunların ve yurdun dört bir yanında görev yapan memurların isimlerini de
tek tek yazmaya ise gerek olmadığını düşünüyorum. Bu kadar dağınık olmak elbette
beraberinde birtakım sıkınıları getirmiş, yeniler gitmeye gitmeye köyü ve
akrabalarını da unutmuş tanımaz veya tanıyamaz hale gelmiştir. Her ne kadar
herkesin köyle bağlantısı olsa bile hepsi çalışan kesim olduğundan izinlerini
aynı aya denk getirip, otgöçü veya şimdiki adı ile yayla şenliklerinde hep bir
arada olma şansını bile bulamamaktadırlar.
Kim bilir ne umutlarla çıktık
şadudan gurbete, Köyden hüzünlü ve gözyaşları arasında uğurlamalardan sonra, yağ
bir dumanlı ve yağmurlu havanın, yağda aydınlık bir günün sabahında Yürüyerek
Ellerimizde bir Çanta Sırtımızda bir yatak şadı altına, oradan kamyonlarla
harşıda, oradan da minibüslerle Tirebolu ya indik. Hepimiz gurbet yolculuğuna
böle çıktık, Tirebolu dan biletler alınır çanta ve yatak bagaja konulur ve
yolculuklar başlardı 1981 öncesi yolcu otobüs şirketleri şimdiki gibi çok
yoktu.1981 sonra sı yolcu sayısına paralel otobüs şirketleride çoğaldı, ilk
gurbete çıkışımızı ve ilk yolculumuzu unutmamışızdır. Hafızalarımızda bir anı
olarak durmaktadır. Kimimiz gurbete kardeşimizin, Emmimizin, dayımızın. Bacı ve
kardeşlerimizin yani bir akrabamızın yanına gelmişiz gurbete. Yolculuğumuz
boyunca dinlenme tesislerinde otobüsler durur, bir anons Tesislerine hoş
geldiniz kaptanınız yarım saat ihtiyaç ve yemek molası veya çay molası vermiştir
çaylar şirketimizin ikramıdır Afiyet olsun der mola bitiminde, filanca
istikametten filanca istikamete Diye anonslar yapılırdı. Mola süresinin
bitiminde aynı anons tekrar ederdi. Otobüsümüzü bulamayız düşüncesi ile
yerlerimizden çoğu zaman kalkmadan yolculuklar yaptığımız olurdu. Gurbet
yolculuğuna çıkmadan ve çıktıdan sonra gideceğimiz yere kadar içimizde hep bir
heyecan, bir sevinç, bir umut ve birazda korku ile çıktık bu zalim gurbete,
gurbetin ne olduğunu, bizleri nelerin beklediğini bilmeden. Hep güzeli daha
güzeli arama uğuna çıktık gurbete. ama bizi bukadar dağıtıp yıpratacağını,
bukadar hırpalayıp yoracağını, Akraba, eş dost arkadaş çevresinin dışında, yeni
bir çevre, yeni bir dünya, yeni bir hayat ve bu hayatın bize neleri ikram
edeceğini tahmin bile edemeden bu duygulu, hüzünlü, sonu ve dönüşü olmayan uzun
yolculuğa çıktık.
Hayatın neresindeyiz?
Beklentilerimizin hangisini aldık? Bizden neler aldı? Bizlere neler verdi? Biraz
düşünün ve çocuklarınıza kendi çocukluğunuzdan bahsedin, size verecekleri cevabı
merakmı ediyorsunuz? Nerden okudun bunları hangi kitap da yazıyor bunlar
olacaktır.
Memlekete çıkınca çocukluk
yıllarını düşüp kalkıp oynadığınız yerlere götüreceksiniz onları, ot güllük adam
boyu, yiğidin adam boyunu aşmış, çimenlik düz yerlerde yaykın ağaçlarının üç
adam kalınlığına erişmiş ve her tarafı orman kaplamış olduğunu göreceksiniz,
çocuğunuz çıtı pıtı adımlarla yürüyerek burasımı baba veya anne bahsettiğiniz
yerler diyecektir. O gürültülü bir şehir hayatından ıssız bir dağ başına
çıkmıştır çünkü dudak bükecek ve buralarda nasıl yaşadınız diyecektir. Ama sizin
gözünde oralar halağa o eski yılları, oralarda geçen çocukluk anıları ve
anılarla dolu geçen O neşeli çığlık sesleri yankı yapar gibi olacak
kulaklarınızda ve dalıp dalıp gideceksiniz. Dağlarda sadece durmadan yılmadan
adeta yalnızlığa isyan edercesine öten guguk kuşunun sesinden başka ıssızlığın
derinliklerinde yatan geçmişinizi hatırlayacaksınız Sanki geçmişinize
ağlarcasına duygulanır, duygular boğazınıza düğümlenir ve gözleriniz dolar
yaşlar tomurcuklanarak akar ve yanaklarınızı bir sıcaklığın sardığını fark
edersiniz. Ağlarsınız ama neden ağladığınızın siz bile farkında değilsinizdir.
Birden akı verir gözünüzden yaşlar. Kimler geldi kimler geçti, nereden nereye
nehale gelmiş buralar dersiniz içinizden. sürü sürü koyunlar, keçiler, inekler
ve çobanların sesini arasınız, bir dağdan bir dağaya ıslıkla fiyoov falancı
çağırmalarınızı, Artık tekme zerden alandan ve dere gözünden düdük sesleri
gelmez daha, meleşmez koyunlar kuzular, inek ve danalar, gariptir sivri tepesi,
givre, batak, çayır, arpalık, hocalu, kel taş, avut yaması, tekme zer, porsuk
taşı, göl deresi, gırpuk, ayı taşı, sulu düz, molla hasan tarlası, dere gözü,
köprü dere, koca kışla, akak başı, delmece, gariptir dağlar, gariptir yollar,
gariptir de işte siz ona ağladığınızı bilmezsiniz. Çocuğunuzun size baktığını ve
ağladığını fark edersiniz oda siz ağladığınız için ağladığını söyler ve üzdümse
özür dilerim baba veya anne der. Kopamazsınız oralardan duygularınız kabarır
çünkü her ağacın, her taşın altında, her düzün üzerinde ve her suyun başında
çocukluk anılarınız vardır. Güneş dönmüş, köyü yukarı geçmiş siz günü akşam
etmişsinizdir. Dönüp bir daha geri bakarsınız dağlara doğru ve çocuklarınızı
alır evin yolunu tutasınız.
Planlar yaparsınız işte yarın
kabristanlıklara, öbür günde yaylaya gideriz dersiniz. Eğer derin derede iseniz
önce garalı gıranı kabristanlığına, Yağlı armut, Fırışlık, Sona gıranı,
Mugayitgil yanı ve Orta köydeyseniz önce orta köy güni kabristanlığına
gidersiniz. Her iki mezarlık dada köyün asıl sahipleri ve yılmaz bekçileri
tanıdık akraba dede ve nineleriniz vardır. Gelip de onları ziyaret etmeden, bir
fatiha okumadan dönemez siniz. Mezarlıkları dolaşırken bunca yıl içinde kimlerim
vefa at etmiş olduğunu göreceksiniz. Gudo gilyandan, yağlı armuda kadar çok
insanın vefat etmiş olduğunu mezarlıkların daha da büyüdüğünü görecek siniz.
İşte bu falancı şu filancı Şunlar şunlar gibi devam edecek fatihalar okuyarak
kabristanlıklardaki ziyaret leriniz. Çokları ile acı ve tatlı anılarınızın
olduğundan bahsedeceksiniz çocuklarınıza onlarda mezar taşlarındaki isimlerden
sorular soracaklar sizlerde cevaplar vereceksiniz. Ağlamaklı ağlamaklı
kabristanlıkta yatanların birçoğunun sesini konuşmasını söylediği sözleri
hatırlayacak sınız. Odun keserken, cablama yonarken, talla bellerken, tohum
kazarken, çayır biçerken Daru döşürürken veya fındık toplarken karşılıklı
çağrışmaları ve türkü söylemeleri, derdi Demişti diye hatırlayacak ve
kabristanlıktan fatihalarla ayrılacaksınız.
Eskiden yaylaya gidişleri
hatırlar, yaylaya yaya gitmek istersiniz. Özlemişsinizdir yayla yollarını.
Balının suyunu, kırk öreni, gürgen tepesini, gölcüvezi, pirinçlik suyunu, yeni
yolu, çeğelli oluğu, mavişin döşemesini ve çamur alanı yolculuklarını o dağların
gümbür gümbür ettiği yılları hayal edersiniz. Oluk ayağından çıkarsınız
depelana, bakarsınız orta oba viran, eski oba garip, durmuş bekliyor sizi.
Şurası falancının ev yeri, şurası falancının ev yeri sıralar sıralar gidersiniz.
Orta obada iseniz konak kıranına ve pur başına, eski obada iseniz ıstigama
gızlca başına çıkar, yüzün koyun yatar, karşı dağların güzelliklerini seyre
dalar dalar gidersiniz. Karşınıza sıra dağlar üzerine kurulmuş pek seçilemeyen
köyleri görür şurası falanca köy, şurası falanca köy diye sıralar gidersiniz
hele birde o dağların üzerine duman inmişse hiçbir şeyi görememenin üzüntüsünü
yaşarsınız. Artık o çimenler üzerinde çekirge selerinden başka ses duyamazsınız.
Çekirgeler den ürken, ürkek adımlarla yürüyen çocuğunuz vardır yanınızda. Ona
dağların güzelliklerini anlatısınız. Eski oba altına belene inersiniz.
Karşınızda ağaç başı yaylası orada sıralanmış obaları görürüsünüz. Ağaç başından
gor sesleri gelmez daha dağların ıssızlığına doru bakar bakar durusunuz ve
sağınıza orta obayı alır bakarsınız, Oba yeri, Ekin tarlaları, sık fiillik,
Sazaklık, önünüzde Yakubon vurulduğu taş, Yesirin puru ve Yaykınnu yalak,
solunuzda çilekli burun çingırık, gara orman, Alaca inek, kelelü, gelmez
oralardan koyun melemeleri, gelmez oralardan çoban ıslıkları, çan kelek sesleri
yoktur daha ve Yağmurlu havalarda Gavraz ın kenarına ateş yakıp yüzdüğünüz
arkadaşlarınızın sesleri çınlar kulaklarınızda, elinizde girebi ve mıh la
taşların üzerine adınızı yazdığınız arkadaşlarınızın hiçbiri yoktur oralarda.
Meleşmezler koyun ile kuzular, sessizliği arasıra geçen araba sesleri bozar. Her
tarafın tel örgü ile çevrili olduğunu ve fidan lama yapıldığını görürsünüz.
Obalarda açmış o güzelim ayeser (itkeseri), Saravu çiçeklerinin rengarenk açmış
olduğunu görürsünüz.
Çatak çayırda ya da Masur da
iseniz bakacağa, sırgannu tepeye, depe çayıra, kurban tepesine çıkar dağların
güzelliğini seyredersiniz. Çatak çayırda hacı osmanın kahvesini ve o güzel
çayını arar, löküz ışığı altında oyun oynayanları ve tomruk arabalarının
arkasına asıldığınız günleri hatırlarsınız, çatak çayırda gazan gölünün, masurda
masur obuzunun önünü taş ve çimenlerle göl yapıp yüzdüğünüz, döt tekerlekli
arabalar yapıp yarış ettiğiniz, harmacuğa, gavraza tomruk yüklemeye gittiğiniz
günleri ve depelana, hali beye top oynama gittiğiniz günleri hatırlarsınız.
Karşınızda bonyurt, yemişen, çeğel ve alınca başı durur yalnızlığın
derinliklerine gömülmüş, kulaklarınızda sanki bir ses ananız, nineniz, hala,
teze ve ablanızın sesini duyar gibi olursunuz o sessizliğin derinliklerinde,
geçmişine ağlayan o garip dağlara baktıkça neleri hayalinizde canlanmış görüp,
gözünüzün önünden geçirmezsiniz ki? Köy düğünlerini o muhteşem kemençesi ile
Mugayit oğlu Mustafayı, Osmanoğu Mehmeti, Çaylamayı otgöçü ve düğünlerde oyun
oynayan bize göre o eski insanları, goyuna hey eden Dudu Kocamanını, Talibi,
Mescit oğlu Halil i, lazo kocamanını, Bilal ı, Mican ı ve hatırlayamadığınız
daha nicelerini
O bayramları bayram
günlerindeki muhteşem çala oynaya ata yıka köyü dolaşıp mezarlık ziyaretlerini
ve Otgöçlerini hatırlarsınız. Bir başka olurdu o zaman otgöçü köylerde der
anlatmaya devam edersiniz. Derindere, Ortaköy, Fırışlık ve Sona gıranı Şadu
altında toplanır. Kemençeler eşliğinde çala, çağıra ve oynaya oynaya yaylaya
çıkılırdı. depe alanda yaylada olanlar otgöçü nün geleceğini önceden haber alır,
konak gıranına gelir köy yollarından gelen silah, türkü ve hey seslerini
dinlerledir. Çünkü aynı gün diğer çevre köylerde otgöçü yaparlardı. Köy oluk
ayağına gelir ve oradan ikiye ayrılırdı, orta oba ve eski oba beraber obalarıda
sabahlara kadar çalar oynar, çatakçayır ve masur obalarıda obalarda sabahlara
kadar çalar oynar eğlenir cuma günü sabahı masurda birleşilir çala oynaya
güvende ye gidilirdi. şadulular çok güzel horan oynarlardı, çala oynaya ata yıka
cirit meydanından güvende ye girerler şadunun otgöçü geliyor diyen herkes
şaduluları izlemeye gelirdi. otgöçü bizim oralarda bir gelenek olmuş günümüze
kadar devam edgelmiş, ama adı yayla şenlikleri olarak değişmiştir. Artık şadunun
o şaşalı otgöçü leride yoktur. Çevre köylerinki de. o dağlarda artık ıssız viran
yerler olup çıkmış, yalnızlığa terk edilmişler gibi sanki geleceğimizden haberi
varda bizleri bekliyorlarmış gibi ıssızlıklar diyarı, deresi, ormanı ve
çimeniyle inadına yeşil inadına güzelliklerle dolu cennet ten bir parça gibi
açmış koynunu bizleri bekliyor.
Döner yanınızda bulunan
çocuğunuza sorarsınız nasıl bul dunuz yayları? Diye, sadece harika der ve seneye
yine geliriz değimli? Baba, anne derler. Size bu cevabın vermiş olduğu
mutlulukla Sayılı gün tez geçermiş dersiniz. İzniniz dolmak üzeredir ve yavaş
yavaş dönme hazırlıklarınız başlar artık. Yaylanın soğuk sularında Gana gana
içerek döner bakarsınız yaylada dağlara doğru ama vedalaşmazsınız, seneye
inşallah der sanki sözleşirsiniz. Bir kamyonun bakacında yolunuz örümcek
ormanlarından geçer. O eşsiz güzellik deki çam ağaçlarına bakar bakar
gidersiniz. Yolunuzun üzerinde bir ağaç görürsünüz üzerinde bir yazı ve anıt
mezar gibi dimdik ayaktadır. O tarihi ağacı iner bakarsınız ve düşünürsünüz kim
bilir kimleri gördü neler gelip geçti bu yollardan o hep gelip geçenleri gördü
de gelip gidenler onu taki dünyanın en yaşlı ağacı olduğu üzerine yazılana kadar
fark etmediler. O orman içi toprak yollarda geçerek asfalt yola inersiniz.
Ormandaki yol gibi dir eskiden şimdi indiğiniz asfalt yol. Bunca yıl nelerin
değişmiş olduğunu bir kez daha düşünürsünüz. Derede suların azaldığını, yol
boyunca tünellerin yapılmış olduğunu görürüsünüz.
Gurbette geçen Koca bir yılın
yorgunluğunu atmaya gittiğiniz o baba ocağı ana kucağı köylerinizde mazinin
derinliklerinde geçmişin izlerini hatırlamanıza. Kimi zaman hüzünlenip
ağlamanıza kimi zamanda sevinç çığlıkları atmanıza sebep olmuştur. Dönmek
istemezsiniz kopamazsınız oralardan ama dönmek zorundasınızdır. Çıkarsınız
köyünüzden, ilk gurbete çıktığınız günkü gibi sevinç ve heyecan duymazsınız,
dönersiniz gurbetin derinliklerine doğu ama şimdi tek olarak değil eşiniz ve
çocuklarınızla berabersinizdir. Vedalaşırsınız ağlayarak ve konuşamazsınız
dudaklarınız titrer boğazınıza düğümlenir duygularınız. Gözlerinizde yaş el
sallarsınız dağlara doğu anılarınıza ve hatıralarınıza, herkes kendi geçmişinin
derinliklerinde yatan hatıralarına ağlamaktadır aslında, yağ bir dumanlı ve
yağmurlu havanın, yağda aydınlık bir günün sabahında tekrar yola düşer. Geride
bıraktıklarınıza ağlayarak döner gurbetin derinliklerine doğru dağılır
gidersiniz.
halilguvendi@hotmail.com
Halil GÜVENDİ
Gaziosmanpaşa İstanbul